Anadolu Ajansının (AA) "Avrupa'da ayrımcılık" başlıklı dosya haberinin onuncu bölümünde, Avrupa Birliği (AB) kurumlarına ve NATO karargahına ev sahipliği yapan, Avrupa'nın merkezindeki konumuyla öne çıkan, önemli bir Türk toplumunun da yaşadığı Belçika'da farklı kökenlerden insanların karşılaştığı ayrımcılık ele alındı.
Belçika'da ayrımcılıkla mücadele eden bağımsız eşitlik kurumu Unia'nın sözcüsü Oliviero Aseglio, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "2025'te ırkçılıkla ilgili durumlara ilişkin 2 bin 500 bildirim aldık." dedi.
Aseglio, mevzuatta ırkçılıkla bağlantılı ayrımcılık gerekçelerinin ayrı ayrı tanımlandığını, bunların ırk, ten rengi, etnik veya ulusal köken, özellikle Yahudiler bakımından soy ve vatandaşlık gibi unsurları kapsadığını söyledi.
Başvurular üzerine açılan dosyalara ilişkin Aseglio, "700 farklı dosya açtık, hatta biraz daha fazla. Bu da her gün iki dosya demek. Dosyalarımızın çoğu çalışma hayatıyla ilgili. Belçika'da bu büyük bir sorun, istihdam ve işsizlik. Bunun yanı sıra kamusal alan ve mal ve hizmetlere erişim de var." ifadelerini kullandı.
Bunların insanların ırkçılıkla karşılaştığı üç temel alan olduğunu dile getiren Aseglio, "Ancak durum topluluklara da oldukça bağlı. Farklı topluluklardan, farklı durum ve alanlarla ilgili farklı dosyalar geliyor." diye konuştu. Bu nedenle yaşananları tanımlamanın her zaman kolay olmadığını belirten Aseglio, "Bazı topluluklar hizmetlerimizden daha uzak. Bizimle hızlı veya kolay biçimde iletişime geçmiyorlar. Bazıları ise bizi çok iyi tanıyor." dedi. Aseglio, "Sorumlu olduğumuz bütün ayrımcılık gerekçeleri bakımından dosyalarımızın yüzde 31'i ırkçılıkla ilgili. Geri kalanı diğer konulara ilişkin." ifadesini kullandı.
Belçika'da Fas, Türk ve Kongolu toplulukların önemli nüfusa sahip olduğuna işaret eden Aseglio, bu toplulukların özellikle çalışma hayatında ırkçılıkla karşılaştığını vurguladı. Aseglio, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Belçika'da Fas kökenli insanlardan oluşan büyük bir topluluk, büyük bir Türk toplumu ve büyük bir Kongolu topluluk var. Bunlar özellikle çalışma hayatında ırkçılıkla karşılaşıyor. Irkçılıkla ilgili dosyalarımızın yüzde 26'sı çalışma hayatının her aşamasına ilişkin. Ten rengi nedeniyle işe alımda ayrımcılık, meslektaşların tacizi, işten çıkarılma, yani çalışma hayatının bütün aşamaları. Sosyal yaşamda da kamusal alan, toplu taşıma, komşular arasında ve aile içinde karşılaşılan durumlar var."
Mal ve hizmetlere erişimde de ayrımcılık yaşandığına değinen Aseglio, siyahi, Müslüman, Arap, Kuzey Afrikalı veya Türk olduğu gerekçesiyle bir kişiye hizmet vermeyi reddedenlerle ilgili başvurular aldıklarını aktardı.
Aseglio, iş bulmanın ekonomik ve sosyal yaşam üzerindeki etkisine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
"En büyük sorun iş bulabilmek. İşiniz yoksa bunun sağladığı yaşam koşullarına da sahip olamıyorsunuz, ekonomik durumunuzu iyileştirme, ailenize yardım etme, iyi bir yaşam kurma imkanınız olmuyor. İnsanlar çoğu zaman çalışma hayatının daha başında, işe alım aşamasında engelleniyor. Farklı yerlerde bazı üniversitelerle testler yaptık. İslami bir isminiz varsa iş görüşmesine çağrılma şansınızın yüzde 10 ila 15 daha düşük olduğunu biliyoruz. Yani işe alımı yapan kişinin karşısına çıkabilme aşamasında bile. Bazı kişiler için terfi imkanları da daha sınırlı."
İş yerlerinde mizah olarak sunulan bazı sözlerin taciz niteliği taşıdığını ifade eden Aseglio, insanların saçları, aileleri ve dinleri üzerinden yapılan şakaların buna örnek olduğunu söyledi.
Aseglio, çalışanların iş yerinde ibadet etmek istemesi gibi durumlarda da sorunlar yaşanabildiğini, bazı iş yerlerinin ibadet için alan sağladığını veya bu konuda açık bir yaklaşım sergilediğini, bazılarının ise daha kapalı olduğunu anlattı.
Müslümanların karşılaştığı ayrımcılığa ilişkin sayıları belirlemenin kolay olmadığını vurgulayan Aseglio, başvuruların mevzuat gereği farklı kategoriler altında değerlendirildiğini belirtti.
Aseglio, "Müslümanlarla ilgili konuda sayıları elde etmek bazen zor çünkü bunlar kanun gereği farklı kategorilere ayrılıyor. Örneğin başörtüsü takmanın yasak olduğu yerler var. Bazen başörtüsü takmak isteyenlerle ilgili olaylar yaşanıyor ve bu, kanundan değil, iş yeri kurallarından kaynaklanıyor. Bazen de insanların dini kıyafetler dahil istedikleri kıyafetleri giymelerine izin verilen yerler var." dedi.
Bu başvuruların bazen aynı dosyalarda, bazen de üç ayrı kategoride yer aldığını, dolayısıyla toplamı belirlemenin güçleştiğini anlatan Aseglio, 2025'te bu anlamda en az 300 dosyayla karşılaştıklarını dile getirdi.
Aseglio, "İnsanların yabancı olarak değerlendirilen bir ismi olduğunda istihdam oranlarının ve iş görüşmesine çağrılma imkanlarının daha düşük olduğunu görüyoruz." diye konuştu.
Belçika'daki Türk toplumuna ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Aseglio, "Belçika'da, özellikle Brüksel'de, siyasette yer alan çok sayıda Türk kökenli insanın bulunması gibi bir şansımız var." dedi.
Türk kökenli kişilerin siyasi temsilinin gençler açısından önem taşıdığını vurgulayan Aseglio, şunları kaydetti:
"Öte yandan yerel, bölgesel ve hatta ülke düzeyinde tanınmış çok sayıda Türk kökenli siyasetçi, Belçikalı Türk gençler için rol modelleri oluşturuyor. Bu gibi başarıların çözümün parçası olduğunu düşünüyorum."